Rüyadaki Pelin Batu
Rüyadaki Pelin Batu: Uykusunda hep geziyor
‘Dün Gece Bir Rüya Gördüm’de uyuşturucu madde kullanan bir kadını oynayan Pelin Batu, role hazırlanırken uyuşturucu kullanmayı düşünmüş ama vazgeçmiş ‘Dün Gece Bir Rüya Gördüm’de uyuşturucu madde kullanan bir kadını oynayan Pelin Batu, role hazırlanırken uyuşturucu kullanmayı düşünmüş ama vazgeçmiş
Bazıları var piyasada. Oyunculuklarından çok aşkları, rezaletleriyle gündeme gelirler. Pelin Batu’ya bakıyorum da, oyunculuktan öte çevre çalışmalarıyla gündeme geliyor. Son olarak Ulaş Ak’ın yönettiği ‘Dün Gece Bir Rüya Gördüm’ isimli filmde Emre Kınay’la başrolleri paylaşan Pelin Batu, gerçekten de, ne dediğini bilen, nerede durduğunun farkında olan, sohbeti güzel, hanım hanımcık bir arkadaş, bana öyle geldi yani. Filmde uyuşturucu madde kullananan bir kadını canlandıran Batu, rol için narkotik şubeden destek almış. Ama ben yine de ona önce rüyalardan söz ettim.
Dün gece rüya gördünüz mü?
Gördüm. Ama ne gördüm. Bazen sabah kalktığımda hatırlıyordum. Kardeşimle ilgiliydi galiba. Bugün onun doğum günü. Neyse. ben aslında her gece rüya görürüm… Uçtuğumu çok görüyorum. Ve bu uçma rüyalarım inanılmaz güzel oluyor. Ferahlıyorum. Ve uçarken böyle tarihi kalıntılar üstünden uçuyorum ve yukarıdan o acayip şehirleri görünce çok güzel oluyor. Evet biraz macera avantür türü rüyalarım oluyor. Bir de kendimi erkek olarak görüyorum. Bir sorun mudur, nedir bilmiyorum ama kendimi dışarıdan görmüyorum ama bazen erkek olduğumu hissediyorum.
Bunu bir uzmana sormak lazım aslında. Peki, şöyle sorayım rüyaların geleceğe dair işaretler verdiğine inanır mısınız?
Ben geleceği, geçmişi, her şeyi kendimizin yarattığına inanıyorum. Dolasıyla bir şeye gerçekten inanıyorsanız ona ulaşıyorsunuz. Bu tür bilinçaltı şeyler rüyalarda bastırıyorsa. Demek ki bir sorun ya da bir şey var ki, rüyada bu hortluyor. Ve siz de buradan ipucu alıyorsunuz. Bazı kitaplar vardır hani şu şuna tekabül eder diye. Rüyanızda mesela araba görüyorsunuz, o bir şeyi sembolize ediyor. Evrensel bilinçaltını sembolize eden bir şeylerin varlığına inanıyorum. Tarih boyunca antik dönemden beri gelen belirli sembollerin bize içimize işlediğini düşünüyorum.
Nasıl semboller bunlar?
Bence o semboller geçmişten yani atalarımızdan gelen semboller. Ne kadar biz bilmesek de, okumasak da. O sembolleri araştırmasak bile belirli semboller tarih boyunca tekrarlanmıştır. Yani illa sözlüğü açıp şu şu demek değil ama kendi hayatımızla birleştirdiğimizde bir anlam kazanıyor. Ama geleceğe dair işaret değil bu. Geçenlerde Müslüman ve dinine bağlı biri anlattı. Rüyaya yatmak diye bir şey varmış. Ben hiç duymamıştım. Niyet edip rüyaya yatılıp ona göre rüyayı görmek. ‘Olacak mı, olmayacak mı?’ diye düşünüp yatırıyorsunuz. Bence bunlar batıl inanç ama çok inanırsanız bir noktada olur. Bir şeye çok kafayı takarsanız, obsesif bir şekilde düşünürseniz o şekilde cevap gelecektir. Çünkü zorluyorsunuz.
Sık gördüğünüz birtakım rüyalar var mıdır?
Bilmediğim yerleri görüyorum. Sürekli gördüğüm bir rüya yok ama birkaç defa gittiğim yolculuklar var. Çok fantastik ülkelere gidiyorum, sanki bütün yaşadığım yerler birbirine karışmış oluyor. Mesela belki babamın mesleği ile ilgili bir şey; babam yeni bir ülkeye tayin olmuş ve biz o ülkeye gidiyoruz. Ama öyle bir yer yok. Mesela Norveç’e gidiyoruz ama Norveç, Norveç değil. Bir de şu anda medya tarafından bize empoze edilen imajlar var. O kadar üst üste biniyor ki biz görsek de görmesek de bir şekilde her şeyden haberdar oluyoruz. Ve her şey birbirine çok karışmış ve vıcık vıcık olmuş durumda. Bu belki de iyi bir şey çünkü fiziksel olarak bir yere gitmeden her yere gitmiş oluyorsunuz! Ama bir yandan da, her şeyin bu kadar kolay olduğu bir yerde eskisi kadar heyecan kalmadığını düşünüyorum. Kolay derken, her şeyle sanal bile olsa, bir şekilde erişebiliyorsunuz. Çin’i televizyondan izleyebiliyorsunuz. İletişim kolaylığı iletişimsizliği doğuruyor diye düşünüyorum. Dolayısıyla renklerin artık matlaştığını düşünüyorum.
Teknolojiyle aranız pek iyi değil galiba.
Cep telefonları, internet bana çok acayip geliyor. Bir yandan konuşabilmek, fiziksel olanın bir yansıması ama böyle bir irtibatta o nerede, ben nerede duruyorum, hep bunu sorguluyorum ben. Mesaj aletleri beni dünyada en huzursuz eden şeylerden birisi. Ben o aletlere mesaj bırakamam ya da bırakırken heyecanlanır, rahatsız olurum. Tabii ki bunların hayatı kolaylaştırdığı yerler oluyordur, bu kadar fazla dengesizlik olunca o zaman dengesizliğin de zevki kalmıyor. Mesela Avrupa’ya gidiyorsunuz, her şey çok organize. Her şey planlı, tertemiz. Ama ben İstanbul’a o kadar alıştım ki, orada canım sıkılıyor. Nefes alamadığımı hissediyorum ama buraya gelince de burada da bazı şeyler beni delirtiyor. İkisinin tam arası da olamaz. Siz içinizde kendi dengenizi yaratıyorsunuz.
Uyuşturucu kullanan bir kızı oynuyorsunuz, nasıl bakıyorsunuz uyuşturucu meselesine?
Önünüze bir rol geldiğinde düşünürsünüz. Her rolün kendimizden alacağı bir şeyler var. Ben yabancı bir dünyaya bakıyorum, ben ona ne ekleyebilirim ki, ancak olabildiğince doğal olsun diye düşünürüm. Genel anlamda ‘bağımlılık’ kavramını çok düşündüm. Bu uyuşturucu madde olabilir, alkol olabilir, bir insan olabilir, kedi-köpek deliliği olabilir. Ya da anne-kız ilişkisinde obsesif ilişki olabilir vesaire. Bağımlılık çok ürkütücü bir şey. Çünkü bir yandan kendinizden nefret ediyorsunuz çünkü bağımlılık olduğunun farkındaysanız ki, oluyorsunuz ister istemez, bu zayıf hissettiriyor. Zayıf hissetmek de, daha çok bir kaçışa neden oluyor. Kaçmak istiyorsunuz ama kaçamaya çalışırken daha karanlığa dalıyorsunuz. Belki de o takıldığınız şeye takılmak zorunda kalıyorsunuz. Uyuşturucu, en tehlikelisi. Değişik uyuşturucular var. Bu filmde kokain bağımlılığı vardı. İlk başta eroin diye başladık. Ama yapmayalım dedik. Çok sert bir şey. Artı bir de bunu söylemek çok kötü ama eroin çok daha umutsuz bir uyuşturucu. Kaçmak çok kötü bir şey. Hayatın gerçeklerinden, kendinden kaçmak, sevmediğin bir şeyden kaçmak… Uyuşturucu da, kolay bir kaçış sağlıyor. Çünkü, siz orada siz olmaktan çıkıyorsunuz ve ilk başta ne kadar eğlenceli gelse de, bağımlılık başlayınca hiç de eğlenceli bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Fiziksel, psikolojik çöküş başlıyor. Çünkü, onu almayınca siz siz olmaktan çıkıyorsunuz çünkü, bir noktadan sonra o kişilik sizin kişiliğiniz oluyor. Ve sosyal bir uyuşturucuysa bu, onu almayınca iletişim sorunu çıkıyor. O hem bir şekilde egonuzu yukarı çıkartan, hem de size kaçış sağlayan bir araç. Nereye kadar kaçacaksınız?
Çekim sırasında narkotik şubeden destek almışsınız. Nasıl bir destek bu?
Zafer Ercan var, onun Doğan Kitap’tan çıkan bir kitabı var uyuşturucuyla ilgili. Sete geldi, teknik destek verdi. Mesela, kokain şöyle içilir, şöyle içilmez yani tamamen fiziksel anlamda. İşte kokain içtikten sonra hiperaktif olunur gibi. Benim canlandırdığım tip değişik uyuşturucular kullanıyor. Her kişilik kendine bir uyuşturucu madde seçerken, kendine yakın olanı seçiyor.
Bazı Hollywood filmlerinde oyuncuların role adapte olabilmeleri için gerçekten uyuşturucu kullandıkları söylenir.
Bu metot oyunculuğuna giriyor ki, ben metot oyunculuğuna inanmıyorum çünkü bu işin sonu yok. Uyuşturucu müptelasını oynuyorsanız, müptela olarak çıkarsınız o zaman.
Sorması ayıp siz denediniz mi?
Hayır, hiç merak etmiyorum. Ben zaten mutlu ve huzurlu biriyim. Film gereği ilk başta düşündüm, vücudum nasıl tepki verecek diye. Her kişide farklı bir yansıması olur uyuşturucunun. Sonra terapistlerle görüştüm. ‘Gerek yok dediler’. Bir yandan da, bağımlılık beni çok korkutur.